Hükümet programına sert eleştiriler !
04 Eylül 2007 00:09 | keyifliblog | 0 fav | 0 yorum
| etiket:
akp
,
chp
,
haber
,
haberler
,
hükümet
,
meclis
,
mhp
,
siyaset
,
türk
,
türkiye
,
yaşam
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, 60. Hükümet Programı’nın, bir seçim bildirgesi olduğunu, programda, geçmişte yapılanlara aşırı övgüden, gelecekte yapılacakların büyük ölçüde unutulduğunu söyledi.Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulunda 60. Hükümetin Programı üzerinde CHP grubunun görüşlerini dile getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu hükümet programının, gelecek 5 yılda nelerin öngörüldüğü, ülkenin nereye taşınmak istendiği, hangi sektörlere ağırlık verileceğinin açıklanmasını beklediklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Ama bu bir hükümet programı olmaktan çok, bir seçim bildirgesi oldu. Biz öyle algıladık. Bu programda, geçmişte yapılanlara aşırı övgüden, gelecekte yapılacakların büyük ölçüde unutulduğunu gördük" diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, hükümet programını okurken, "Hükümetimiz, medyanın bağımsızlığına önem vermektedir" dediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Medyaya bu kadar önem veren bir Başbakan, nasıl olurda, bir köşe yazarına, yazısını beğenmedi diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarmayı önerebilir?" diye sordu. Bir büyük gazetenin genel yayın yönetmeninin, "Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in açıklamalarını manşet yaptık ancak gazeteye müdahale edildi, manşet değiştirildi" şeklinde bir açıklaması olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "Medya özgürlüğünden söz eden bir hükümetin, bunları yapmış olması, bunlar açıklandığı halde kamuoyuna karşı sessiz kalınması, bir tutarlılık işareti midir? Biz bunlara inanacak mıyız?" sorularını yöneltti. Kılıçdaroğlu, AB Uyum Raporu’nda, "Gazetecilerin, sendikalaşma ve toplu sözleşme konularında karşılaştıkları zorluklar sürmektedir" ifadesinin yer aldığına dikkati çekerek, medyanın özgür olması için, hiçbir medya patronunun kamu ihalelerine girmemesini, ulusal haber yapan gazetecilere, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na üye olması zorunluluğu getirilmesini önerdi. Kılıçdaroğlu, böylece gerçek anlamda özgür medyanın olacağını ifade ederek, "Sayın Başbakan, bunların sözünü verecek mi?" dedi.
"5 DOLARLIK TAHSİLAT YAPILDI MI?"
Hükümet programında yer alıp, Erdoğan’ın okumadığı bölümde, "Yargının görevi hukuki denetim yapmaktır. Bunun yerine, yerindelik denetimi yapılması, yargının siyasallaşması anlamına gelir. Yargı görevini yaparken, bağımsız olduğu kadar tarafsız da olmalıdır" ifadelerinin yer aldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan’a soruyorum: Hangi yargı yerindelik denetimini, hangi kararla yaptı, Dubai kuleleriyle mi yoksa Oferle mi ilgili yaptı?" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, AB İlerleme Raporunda, "Yargının bağımsız, tarafsız ve etkin bir şekilde işlemesine engel olan unsurlar, mevcudiyetini korumaktadır" denildiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gönül ister ki Sayın Başbakan şunları söylesin: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) hiçbir bürokrat, siyasetçi girmeyecek, HSYK’nın ayrı sekretaryası ve bütçesi olacak, Adalat Bakanlığı müfettişleri, HSYK’ya bağlanacak. Yargıç kendi özgür güvencesine kavuşmuş olacak. Başbakan bunları söylerse, teşekkür ederiz."
"TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMDEN VERGİ ALINIRKEN..."
Kemal Kılıçdaroğlu, tüyü bitmemiş yetimden vergi alınırken, milyarlarca dolar faiz geliri elde edenlerin neden vergi vermediğini, bunun bir kapitülasyon olup olmadığını sordu.
Hükümet programında, ihracatın 97 milyar dolara çıktığının belirtildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, buna rağmen ithalatla ilgili bilgi verilmediğini öne sürdü.
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, "Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açmadan, üniter devlet yapısı içinde, birlik, beraberlik ve kardeşliği esas alan bir anlayışla çözüm arıyoruz.
Yaşananların herkesin, hepimizin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket ediyoruz" dedi. Türk, "Sayın Baykal’ın da Sayın Erdoğan’ın da geçmişte adını koydukları Kürt sorunundan söz ediyorum. Genelkurmay aslında askeri olarak yapılacak her şeyin zaten yapıldığını, asıl görevin siyasilerde olduğunu defalarca tekrarladı. Ancak siyaseten gösterilen yetmezlikler ve cesaretten uzak yaklaşımlar nedeniyle maalesef ki bu sorundan kaynaklı acı sonuçlar yüzünden halen yüreklerimiz yanıyor, içimiz acımaya devam ediyor. Yeni hükümet programında bu konuya hiç değinilmemiş, sorunun adını ne koyarsak koyalım sadece güvenlik penceresinden bakılmış olması, partimizin bir grupla Mecliste temsil ediliyor olmasının da yarattığı fırsatın görmezden gelinmesi büyük bir talihsizlik olur." dedi.
TBMM Genel Kurulunda görüşülen 60. Hükümet Programı üzerinde DTP Grubu adına söz alan Türk, 23. Dönem Parlamentosunun barışa, özgürlüklere, demokrasiye ve toplumsal refaha katkı sağlaması temennisinde bulundu.
Düşünce zenginliği yaratılmadan gelişme, değişim ve dönüşümün olmayacağını belirten Türk, "Farklılıkların, çeşitliliğin bir arada yaşayabileceği bir kültürü geliştirmek, sağlıklı bir demokrasi tesis etmenin koşuludur. Karşılıklı sevgi ve saygı içinde hoşgörü, tolerans ve empati duygularımızı geliştirmek zorundayız. Biz buna hazırız" diye konuştu.
Sivil bir Anayasa yapma sözünün tutulmadığını, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırının genişletilmediğine dikkati çeken Türk, "60.
Hükümet Programında, AKP’nin 58 ve 59. hükümetlerin programına kıyasla, özellikle demokratikleşme ve sosyal politikalar alanındaki tespit, öngörü ve taahhütlerinden geri dönüş yaptığı görülmektedir. AKP Hükümeti, 60. Hükümet Programında iddia ettiği gibi ülkeyi kalkışa geçirmek yerine; yerinde saydırmaya adaydır. Renksiz, heyecansız, iddiasız, ülkenin temel sorunlarını görmezden gelen bu program ile ülkenin yönetilmesi kabul edilemez" diye konuştu.
"ÖZGÜRLÜKLERE DEĞİNİLME GEREĞİ DUYULMAMIŞ"-
Programda, başta TCK’nın 301. maddesi olmak üzere çeşitli yasalardaki düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyen maddelerin değiştirilmesine yönelik somut hiçbir öneri bulunmadığını iddia eden Türk, şöyle devam etti:
"Sorunlarımızı demokratik usuller çerçevesinde konuşarak çözmeyi beceremeyeceksek, farklı düşüncelere tahammülsüzlüğü yasal güvencelere bağlamayacaksak demokrasi adına diğer konuları konuşmanın zaten hiçbir anlamı kalmayacaktır. Hiçbir vatandaşın dini inançlarından ya da felsefik görüşlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulmadığı, horlanmadığı bir sistemi yaratmaya dönük anlayış, Hükümet Programında somut ifadelerle tarif edilmemiştir. İnançları gereği başörtüsü takan vatandaşlarımızın karşılaştığı insan hakları ihlallerinden tutalım da Alevi yurttaşlarımızın ya da gayrimüslim yurttaşlarımızın inanç özgürlüklerinin nasıl garanti altına alınacağına değinilme gereği dahi duyulmamıştır."
"ADALETE AYRILAN BÜTÇE ARTIRILMALIDIR"
DTP’li Türk, F tipi cezaevleri başta olmak üzere cezaevlerinde tecrit ve izolasyon uygulamalarının halen devam ettiğini ileri sürerek, "Cezaevlerinde isyanların yaşanmıyor olması, sorunların bittiği anlamına gelmez" dedi.
Bağımsız yargı için yeni adliye binalarının gerekliliğine dikkati çeken Türk, araç ve gereçlerin, teknolojik olanakların sağlanmasının yanı sıra bağımsız yargının vazgeçilmez koşulu olan "yargıç teminatını" ve "bağımsızlığını" sağlamanın gerektiğine dikkati çekti.
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Türk, adalete ayrılan bütçenin artırılması gerektiğini, eksik yargıç ve savcı kadrolarının tamamlanması, ihtiyaca göre yeni personel alınarak adliyelerin iş yükünün azaltılması gerektiğini söyledi.
"HERKESİN BİR ROLÜ VARDIR"-
Ahmet Türk, etnisiteye dayalı siyasetin halklar için getirdiği felaketi çok iyi anladıklarını; Kafkaslar’da, Ortadoğu’da yaşananların kendilerini cesurca düşünmeye sevk ettiğini söyledi.
Türk, şöyle devam etti:
"Irak’ta etnik kökeni aynı olan Sünni ve Şii Araplar arasında yüzyıla yayılan kan davasını, bugün Türkler ve Kürtler arasında etnik milliyetçiliği tahrik ederek, ayrımcılık uygulayarak, provokasyonlar yaratarak, bir çatışmaya dönüştürmek isteyen tehlikeli yaklaşımlar karşısında Meclisimiz tek vücut olmak zorundadır. Bu nedenle Irak’a yönelik dış politikamızda barış dilini geliştirmeliyiz. Ötekileştirici, düşmanlaştırıcı, yabancılaştırıcı tüm söylemler terk edilmeli, siyasetin dili şiddete yol açan ayrımcılıktan ve ırka dayalı milliyetçilikten arındırılmalıdır.
Çağdaş dünyada olduğu gibi çok kültürlü ve çok dilli bir toplumu bir arada tutabilecek yegane güvence anayasal demokratik vatandaşlıktır.
Egemenliği yeniden üreten alt-üst kimlik yaklaşımlarıyla etnik, dilsel ve dinsel vurgularla değil, özgür-eşit vatandaşlıkla tarif edilmiş, kurucu ve düzenleyici rolünün ortak etnik kimliğe değil, farklılıklara verildiği bir anayasanın oluşturulması önemli bir adım olacaktır."
"YAŞANANLAR, HEPİMİZİN ORTAK ACISI..."
Farklılıklar zenginlik olarak kabul edildiğinde, bunun yaşamda karşılığının bulunması gerektiğini, aksi halde demagoji ve yanıltmadan öte bir söylem olmayacağına ifade eden Türk, şöyle konuştu:
"Adını ne koyarsak koyalım, hepimizi ilgilendiren önemli bir sorunumuz var. Sayın Baykal’ın da Sayın Erdoğan’ın da geçmişte adını koydukları Kürt sorunundan söz ediyorum. Genelkurmay aslında askeri olarak yapılacak her şeyin zaten yapıldığını, asıl görevin siyasilerde olduğunu defalarca tekrarladı. Ancak siyaseten gösterilen yetmezlikler ve cesaretten uzak yaklaşımlar nedeniyle maalesef ki bu sorundan kaynaklı acı sonuçlar yüzünden halen yüreklerimiz yanıyor, içimiz acımaya devam ediyor. Yeni hükümet programında bu konuya hiç değinilmemiş, sorunun adını ne koyarsak koyalım sadece güvenlik penceresinden bakılmış olması, partimizin bir grupla Mecliste temsil ediliyor olmasının da yarattığı fırsatın görmezden gelinmesi büyük bir talihsizlik olur.
Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açmadan, üniter devlet yapısı içinde, birlik, beraberlik ve kardeşliği esas alan bir anlayışla çözüm arıyoruz.
Yaşananların herkesin, hepimizin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket ediyoruz. Ancak Hükümet, Doğu ve Güneydoğu’dan aldığı emanet oyların ne anlama geldiğini idrak edememiş gibi görünüyor, en azından mevcut Hükümet Programından bu açıkça anlaşılmaktadır."
