Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Para Kredi

4 tane "yaşam" etiketli yazı bulundu "yaşam" tagli diger ogeler resimler , videolar

Garanti Konut Kredisi



Kira ödemekten yoruldunuz, artık kendi eviniz olsun istiyorsunuz. Garanti Bankası Konut Kredisi kullanarak en kısa sürede hayalinizdeki eve kavuşabilirsiniz.

Özellikler

  • Türk Lirası ve Dövize Endeksli Konut Kredilerinde maksimum vade 240 aydır.
  • Uygun Faiz oranı avantajının yanı sıra kredi kullandırımında size en uygun ödeme planını belirleyebilirsiniz.
  • Kullanabileceğiniz kredi limiti alacağınız konutun ekspertiz değerinin 75%'i kadardır.
  • Konut Kredisi taleplerinizde teminat olarak satın aldığınız evin ipoteği ve gerekli görüldüğü durumda bir kefil yeterli olacaktır.
  • Bankamızdan Konut Kredisi kullanımı yaparken Ev ve Hayat Sigortası zorunlu olarak istenmektedir (Sigortanızı şubelerimizden yaptırabileceğiniz gibi var olan sigortanıza daini mürtein şerhi düşmeniz yeterli olacaktır).

Nokia'dan mobil kullanıcılara çevrimiçi iletişim

winn

Nokia'dan yeni bir ilk

Finlandiyalı mobil iletişim devi Nokia, kullanıcılara Nokia cihazları için özel olarak tasarlanan Windows Live hizmetlerinin yeni sürümünü sunmak için çevrimiçi iletişimde ve topluluklarda dünya lideri Microsoft ile işbirliği yaptı. Bugün itibariyle on bir ülkede, uyumlu Nokia S60 cihazına sahip olan kullanıcılar Windows Live Hotmail, Windows Live Messenger, Windows Live Contacts ve Windows Live Spaces’e erişim olanağı sunan yeni sürümü yükleyebilecek. Uyumlu Nokia Series 40 cihazı satın alan kullanıcılar ise bu popüler Windows Live hizmetlerine gelecek yıl itibariyle erişebilecek.

Nokia ve Microsoft, mobil kullanıcılara çevrimiçi iletişim, bilgi ve ilgi alanları dünyasına kolaylıkla erişme olanağı sunarak “mobil yaşam tarzını” güçlendiriyor. Windows Live hizmetlerine, standart web hizmetleri protokollerinden yararlanan Nokia S60 ve Nokia Series 40 platformları üzerinden erişebilecek olan kullanıcılar, adres defteri, e-posta, messenger, telefon görüşmeleri, mesajlaşma, browsing, kamera ve galeri işlevleri arasında bütünleşik ve kusursuz geçiş olanağı bulacak.

Nokia yetkilileri bu işbirliği hakkında şunları ifade ediyor: “Sahip olduğumuz kapsamlı ve çevik dağıtım ağı sayesinde Windows Live hizmetlerinin gücünü, Nokia cihazları ile bir araya getirerek kullanıcılarımızın en fazla önem verdikleri çevrimiçi bilgilerini her yere yanlarında taşımalarına olanak veriyoruz.”

Microsoft yetkilileri de görüşlerini şöyle açıklıyor: “Windows Live hizmetlerine kişisel bilgisayarların yanı sıra Nokia cihazlar üzerinden de erişilebilmesi, kullanıcıların mobil yaşam deneyimlerini artırmaya verdiğimiz önceliğin bir göstergesidir. Nokia ile yaptığımız işbirliği sayesinde daha fazla sayıda kullanıcı, kendileri için önemli olan bilgi ve kişilere Windows Live hizmetleriyle her yerde kolaylıkla ulaşabilecek.”

Bu işbirliği, Nokia’nın Microsoft ile daha önce yapmış olduğu, Nokia Mobil Arama uygulamasını Microsoft’un Mobile Live Search hizmeti ile bir araya getiren işbirliğine dayanıyor. Nokia, arama deneyimlerini kullanıcılara daha fazla cihaz üzerinden sunmak amacıyla bu hizmetini, Series 40 platformunu da kapsayacak şekilde geliştirmeyi planlıyor.

Nokia N73, N76, N80 İnternet Sürümü, N93i ve N95 multimedya bilgisayarlarına sahip olan Nokia kullanıcıları, Windows Live hizmetlerine Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İspanya, İngiltere, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde “Download!” uygulaması yoluyla ulaşabiliyorlar. Daha fazla bilgi almak isteyen kullanıcılar, http://www.nokia.com/windowslive adresinden kendi ülkelerinin bu hizmet kapsamında olup olmadığını öğrenebiliyorlar. Kullanıcılar, başlangıçta ücretsiz deneme sürümünden yararlanabilecek; daha sonra hizmetin devam edeceği seçilmiş pazarlarda kullanıcılardan aylık bir ücret talep edilebilecek.

Türkiye harcamalarını kısmadı!

tr
Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya'da (A-OA) birbirine benzer ekonomilere sahip olan ülkelerin son yıllardaki performanslarını değerlendirmeye aldı.

İnceleme grubunda yer alan Türkiye'nin, "istekli bir şekilde gerçekleştirdiği mali konsolidasyonun temel harcamalarda kesinti yapmaktan çok 'gelir artırıcı önlemlere' dayandığı ifade edildi.

Raporda, "Enerjide gizli maliyetleri düşürmesine karşın sanayi elektrik fiyatları ortalama OECD ülkelerinden yüksek bulunuyor. Bu rekabete ve yüksek hızla büyümeye karşı potansiyel bir engel oluşturuyor, Türkiye eğitime ayırdığı kaynak oranında uluslar arası eğitim sıralamasında üst sıralarda yer alamıyor, su fiyatları işletme bakım maliyetlerini karşılıyor ancak sektörün verimi henüz büyük iç ve dış sermayeyi çekecek denli yüksek değildir" gibi saptamalarda bulunuldu.

Dünya Bankası "Mali Politika ve Ekonomik BüyümeDoğu Avrupa ve Orta Asya'dan Dersler" başlıklı 356 sayfalık bir rapor yayınladı. Rapor Arnavutluk, Ermenistan, Hırvatistan, Gürcistan, Kırgızistan, Polonya, Romanya, Slovak Cumhuriyeti, Türkiye ve Ukrayna gibi Avrupa ve Orta Asya (A-OA) ülkelerinin çeşitli sosyal ve ekonomik sektörlerinde geçen yıllarda meydana gelen değişiklikleri kapsadı. Raporun birçok yerinde Türkiye'ye ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

TÜRKİYE HARCAMAYI KISMADI, GELİRİ ARTIRDI

Raporda, A-OA ülkelerinde enflasyonda düşüşü hedefleyen istikrar önlemleri sürecinin her zaman yumuşak geçmediği, mali açığın sadece 90'ların sonunda Türkiye dahil bazı alt bölgelerde sürdürülebilir hale geldiği belirtildi, "Türkiye'nin öyküsü diğerlerinden farklıdır, bu ülke uzun bir süreden bu yana piyasa ekonomisine sahiptir ve A-OA bölgesindeki diğer ülkeler gibi sosyalizmden dönüşüm yaşamamıştır" denildi.

Mali konsolidasyonun belirgin biçimde Bağımsız Devletler Topluluğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümünde ve Türkiye'de gerçekleştirildiği kaydedilen rapora şöyle devam edildi:

"Türkiye'de 2001 krizinden sonra, 2002'den bu yana GSYİH'nın yüzde 6'sından fazla kamu faiz dışı fazlası oranıyla birlikte kararlı bir mali konsolidasyona gidilmişti. Yine de toplam bütçe açığı, kamunun ödediği faiz dolayısıyla büyük kalmıştır."

Türkiye'nin istekli bir şekilde gerçekleştirdiği mali konsolidasyonun temel harcamalarda kesinti yapmaktan çok "gelir artırıcı önlemlere" dayandığı ifade edilirken, son dönemde kamu harcamalarında önceliklerin yeniden belirlenmesi konusunda adımlar atıldığı kaydedildi.

Mali dengesizlik sonucu olarak kamu borcu/GSYİH oranlarının birçok A-OA ülkesinde 1994-2001 arasında arttığı belirtilen raporda, o dönemden bugüne mali dengelerdeki iyileşmenin kamu borç rasyolarını daha sürdürülebilir düzeylere getirdiği hatırlatıldı, "A-OA ülkelerinin dördü hariç tümünde 2005'te brüt kamu borcu GSYİH'nın yüzde 50'sinin altındaydı. Avrupa'daki orta gelirli ülkeler arasında kamu borç rasyosu en yüksek ülke Türkiye idiBosna Hersek, Türkiye ve Ukrayna gibi ülkelerde resmi GSYİH rakamları geniş anlamıyla değerlendirilir, çünkü bu ülkeler kayıt dışı sektörü tamamen kayda almamışlardır" denildi.

BÜYÜMEK İÇİN VERGİLER DÜŞÜRÜLEBİLİR

Rapora göre, Avrupa ve Orta Asya (A-OA)'daki alt bölgelerin çoğunda toplam gelirlerin yüzde 90 ve 80'i arasındaki bölümleri vergiden oluşuyor. Bu AB-15 ortalamasına yaklaşıyor. Düşük gelirli Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde vergi dışı gelirler ve bağışlar gelirlerin yüzde 35'ini ve Türkiye'de yaklaşık yüzde 25'ini karşılıyor.

Raporda kişilerin vergi ödeme ve devletin vergi toplama yeteneğine bağlı olan vergi kapasitesi ve bu kapasitenin kullanım derecesini gösteren "vergi gayretinin" (tax efforts) A-OA ülkelerinde Latin Amerika ve Doğu Asya'dan güçlü olduğu belirtildi. Vergi gayretinin yüksek olduğu ülkeler arasında Beyaz Rusya, Bosna Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Moldova, Türkiye ve Özbekistan'ın, düşük olduğu ülkeler arasında ise Ermenistan, Gürcistan ve Tacikistan'ın bulunduğu belirtildi.

1995 yılında bölgede yüksek "vergi gayreti" bulunan ülkelerin genellikle bir iniş trendine girdikleri, Türkiye ve Moldova'nın bunun dışında kaldığı ifade edildi. Türkiye'de vergi gayretinin yükselmekte olduğu belirtilen raporda, bunda mali konsolidasyonu desteklemek için dolaylı vergilerde gerçekleşen artışın etken olduğu anlatıldı.

Türkiye dahil, incelenen bazı ülkelerde güçlü vergi yönetiminin yanı sıra hala büyük vergilendirilmemiş sektörler ve yüksek vergi oranları görüldüğü belirtilirken şöyle denildi:

"Bu ülkeler büyüme oranlarını geliştirmek için vergilerini düşürme ihtiyacı duyabilirler. Avrupa ve Orta Asya ülkeleri son krizden önceki olumlu küresel mali ortamdan en fazla yarar sağlayan ülkeler arasında yer aldılar. Bu ortam 2005'te ülkelerin faiz ödemelerinde GSYİH'larının yüzde 0.8-1.4 oranında tasarruf etmelerini sağladı."

EKONOMİNİN ŞÖHRETİ

Raporda, incelenen Avrupa-Orta Asya ülkelerinde mali dengesizliklerin yüksek büyümeyle karıştığı belirtilirken, "Büyük mali dengesizliklerin krizleri ve büyümede keskin düşüşleri tetiklemesiyle kötü şöhreti bulunan Türkiye ise bunun dışında kaldı" denildi.

TÜRKİYE'DE KAMU YATIRIMLARI İKTİSADİ DEVİRLERİ İZLİYOR

Dünya Bankası raporunda, "Türkiye'nin, zayıf portföy yönetimi ve gerçekçi orta vadeli perspektif eksikliğinden dolayı kamu yatırımlarının yaşanan iktisadi dönemlere göre belirlendiği örnek bir ülke" olduğu ifade edildi. 2000-2004 arasındaki mali ayarlamalarda esas hamlenin altyapı yatırımlarından doğduğu kaydedilen raporda şu değerlendirme yapıldı:

"Toplam kamu yatırımı (yerel yönetimler ve kamunun sahip olduğu girişimler dahil) 2000'de GSMH'nin yüzde 6.8'i iken 2004'te GSMH'nin yüzde 4.2'sine düşmüştür. Yerel yönetimler hariç altyapı yatırımlarına ayrılan yıllık pay 2000'de GSMH'nin yüzde 3'ü iken, 2004'te GSMH'nin 2'sine düşmüştür. Mali düzenlemelerdeki ilerlemeyle birlikte, 2005'teki kamu yatırımları, GSMH'nın yüzde 1'ine yakın artış sağladı. Türkiye ve diğer A-OA ülkelerinde, yıllık yatırım tahsisatlarındaki çalkantılı görünüm, toplam maliyetleri, projelerin ortalama tamamlanma sürelerini artırmış, yürürlüğe girmesini olumsuz yönde etkilemiştir."

ELEKTRİK FİYATLARI REKABETE BÜYÜMEYE ENGEL

Raporda şu saptamalar yer aldı:

"-Kısmen Türkiye hariç, A-OA ülkelerinde, geçiş sürecinin başlangıcında, tüm altyapı kuruluşlarının sahibi ve işleteni, ticari kaygısı ve maliyeti karşılama dürtüsü düşük, kamu sektörü idi.

-Enerji maliyetleri son yıllarda bütün A-OA ülkelerinde tarife ayarlamaları ve kayıp-kaçaklarla mücadelenin iyi yönetilmesiyle düşüş gösterdi. Buna ülkelerin üretimlerindeki artış da katkıda bulundu. 2003'e gelince Ermenistan, Hırvatistan ve Türkiye'de kullanıcı fiyatları orta vadede maliyeti karşılayan bir noktaya yaklaştı, sadece işletme ve bakım maliyetlerini karşılamakla kalmadı, yatırım gereksinimlerine de katkıda bulundu.

-Ermenistan, Türkiye, Polonya ve Hırvatistan'da toplam gizli maliyetler 2003'ten bu yana düşürüldü. Kayda da geçmeyen kayıplar Türkiye, Kızgızistan, Gürcistan, Ermenistan ve Arnavutluk'ta gizli maliyetlerin en büyük payını oluşturuyor. Ancak her bir ülke bu konuda önemli iyileştirmelerde bulundu

-Gizli maliyetlerin azaltılması fiyatlara etki ederek hizmette kaliteyi artırıyor. Bununla birlikte maliyet rekabetçi bir düzeyde olmazsa yüksek fiyatlar rekabeti azaltabiliyor ve büyümeyi engelliyor. Örneğin Türkiye'nin enerjide gizli maliyetleri düşürmesine karşın sanayi elektrik fiyatları ortalama OECD ülkelerinden yüksek bulunuyor. Bu rekabete ve yüksek hızla büyümeye karşı potansiyel bir engel oluşturuyor.

"SU"DA YERLİ YABANCI SERMAYENİN GELECEĞİ ORTAM YOK

Raporda Avrupa ve Orta Asya bölgesinde benzer özellikler gösteren ülkelerin su sektörleri incelenirken suda temel kurumsal sorunun, özellikle atık suyun işlenmesindeki yüksek AB standartlarını karşılamak olduğu belirtildi. Bunun önemli altyapı gerektirdiği kaydedilirken şu değerlendirme yapıldı:

"Romanya ve AB adayı Hırvatistan ve Türkiye'de su fiyatları işletme bakım maliyetlerini karşılamaktadır ancak sektörün verimi henüz büyük iç ve dış sermayeyi çekecek denli yüksek değildir. Sanayi ve ev kullanımına yönelik ortalama tarifeler 2004 itibarıyla incelenen ülkeler arasında en yüksek Hırvatistan'da, sonra Türkiye'de görülüyor. Metropol bölgelerde suyun metrekübünün ortalama 70 sent olduğu Türkiye'de nüfusu 100 binden az kentlerde fiyat daha düşüktür ve maliyetini tamamen karşılayamamaktadır."

TÜRKİYE'Yİ EĞİTİMDE KÖTÜ ÖRNEK GÖSTERDİLER

Ülkelerde eğitimli insan sayısının hızlı büyümeyle birlikte düşünüldüğü belirtilen raporda,

"Eğitime daha fazla kamu harcaması, daima eğitimde daha iyi verim anlamına gelmemektedir. Kişi başına gelirle eğitimde verim arasında olumlu korelasyon olsa bile, Kore Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya gibi ülkeler, kişi başına gelir düzeylerine oranla daha iyi bir eğitim çıktısı sağlamışlardır. Yani kişi başına gelirleri, eğitim düzeylerine göre daha düşüktür. Yüksek büyüme hızı karşılaştırmalarında, ortalamanın üzerinde okula devam ve GSYİH içinde eğitime yönelik kamu harcamalarının durumu ele alınır. Birçok durumda eğitimde kamu harcamaları oldukça başarılı sonuçlar alınmasına yol açmaktadır. Eğitimde dikkati çeker ölçüde kötü sonuçlar elde eden Türkiye bu model içinde dikkate değer bir istisnadır" denildi.

Büyümenin ilk ve orta öğretime kaydolan kişi sayısının fazlalığına bağlı olduğu görüşlerine değinilen raporda, "Genel olarak A-OA ülkeleri evrensel ilköğretim oranlarına yakın bir noktadadırlar. Sadece Hırvatistan, Türkiye ve Ukrayna'da net ilköğretim kayıt oranları yüzde 90'ın altındadır. Orta öğretim oranları bunun biraz altında ancak yine yüksektir, lise sonrası öğrenime kayıt ise daha büyük bir çeşitlilik sergilemektedir" denildi.
Büyüme ve eğitimli vatandaş ilişkisini daha ayrıntılı açıklamak için 25 yaş ve üzeri insanların eğitim yılları ve kişi başına düşen GSYİH karşılaştırılırken, vatandaşlarının eğitim aldıkları yıl sayısı itibarıyla, Romanya'nın beklenenden daha düşük bir kişi başına GSYİH, Türkiye'nin beklenenden daha yüksek bir kişi başına GSYİH'ye sahip olduğu örneği verildi.

Rapora göre işgücünün kalitesiyle ekonomik büyüme arasında güçlü bir ilişki bulunuyor, işgücü kalitesiyle ülkelerin okullaşmaya ayırdıkları kaynaklar arasında bir bağ bulunması ise gerekmiyor. Raporda ekonomist Crouch ve Fasih'in araştırması üzerine hazırlanan bir dağılım grafiği de yer aldı. Türkiye GSYİH'dan eğitime harcadığı kaynağa göre ulaştığı eğitim düzeyi açısından Şili ve Uganda'yla birlikte, diğer "Avrupa-Orta Asya" ve benzer ülkelerle kendisini ayıran eksenin altında bulunuyor. Yani Türkiye eğitime ayırdığı kaynak oranında uluslar arası eğitim sıralamasında üst sıralarda yer alamıyor.

EMEKLİLİK GRAFİĞİNİ DİKKATE ALMAYIN

Raporda "yaşlı" ülkelerin emeklilik sistemi için daha fazla para ayırma eğiliminde olduğu, Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkeler ise emeklilik sistemine Ermenistan ve Gürcistan gibi yaşlı nüfusa sahip ülkelerden daha fazla para harcadığı belirtildi. Türkiye'de anormal bir düşük emeklilik yaşı bulunduğu belirtilirken bunun aktif katılım sağlayan çalışma çağındaki bireylerin azalmasını getirdiği bildirildi.

Türkiye'de uzun vadede emeklilik sistemindeki açığın devam etmesinin beklendiği, temel sorunun 1991'de asgari emeklilik yaşının terk edilmesi olduğu, insanların 35 gibi genç bir yaşta emekli olabilmelerinin getirildiği, son olarak emeklilik yaşını 65'e yükselten yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'ya aykırı ilan edildiği anlatıldı. Raporda, Türkiye'nin emeklilik sistemiyle ilgili bir grafik yer aldı, grafik konusunda, "Konunun nasıl çözüleceği belirsiz olduğu için ilgili grafikte yeni veriler bulunmamaktadır" hatırlatması yapıldı.

TÜRKİYE'NİN YERALDIĞI DİĞER DEĞERLENDİRMELER

Dünya Bankası raporunda Türkiye'yle ilgili yapılan değerlendirmelerin bir bölümü de şöyle:

İstihdam vergileri: A-OA ülkelerinde istihdam vergileri yüksektir, ortalamada toplam işgücü maliyetinin yüzde 40'ını kapsamaktadır. Eğer bir işçi 100 dolar karşılığı net ücret alıyorsa işverene maliyeti 167 dolar olmaktadır. Ülke grupları arasında ise vergi takozu (bir çalışan başına devlete ödenen vergi ile sosyal güvenlik kesintisinin toplamı) oranları düşük gelirli Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerindeki yüzde 33'ten, AB-11 ve Türkiye'deki yüzde 43'e kadar çeşitlilik gösteriyor. A-OA ülkeleri için literatür kısıtlı olmasıyla birlikte Türkiye üzerine Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırma (Betcherman ve Pages 2007) istihdam vergisi kesintilerinin kayıtlı istihdam üzerine büyük bir etkisi olmayacağı sonucuna ulaşmıştır.

Sağlık: Türkiye ve Hırvatistan gibi bazı A-OA ülkeleri makroekonomik açıdan sağlığa kendi gelir düzeylerine göre biraz daha fazla harcama yapıyorlar.

Demiryolları: Demiryolu trafik yoğunluğunun az ancak yolcu trafiğinin yüksek olduğu Türkiye, Hırvatistan ve Romanya gibi ülkelerde demiryolları mali güçlüklerle karşı karşıyadır. Göstergeler Arnavutluk, Hırvatistan ve Türkiye'de aşırı mali sıkıntıya işaret etmektedir. Demiryollarının büyüklüğüne, altyapısına yönelik reform önlemleri ve işgücünün artırılması trafik yoğunluğunun azaltılması, işletme maliyetlerinin artışı ve demiryollarının mali sağlığa kavuşmasına ayak uydurmamaktadır.

Türkiye ve Hırvatistan demiryollarının yeniden yapılandırılmasına ve çağdaşlaştırılmasına başlamıştır. Demiryollarına kamu desteği, incelenen ülkeler arasında en yüksek, kilometre başına 200 bin dolarla Hırvatistan'da ve 172 bin dolarla Türkiye'dedir. Bu ülkelerdeki sübvansiyon, reformlar için yüksek bir borç alma ve ödeme servisinin gerekliliğini yansıtmaktadır. Polonya ve Slovak Cumhuriyeti'nde 1000 kişiye 8 ve 7 kilometre demiryolu düşerken Gürcistan ve Türkiye'de ise 1000 kişiye 2 km demiryolu düşmektedir.

Hükümet programına sert eleştiriler !

60hukCHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, 60. Hükümet Programı’nın, bir seçim bildirgesi olduğunu, programda, geçmişte yapılanlara aşırı övgüden, gelecekte yapılacakların büyük ölçüde unutulduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulunda 60. Hükümetin Programı üzerinde CHP grubunun görüşlerini dile getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın okuduğu hükümet programının, gelecek 5 yılda nelerin öngörüldüğü, ülkenin nereye taşınmak istendiği, hangi sektörlere ağırlık verileceğinin açıklanmasını beklediklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Ama bu bir hükümet programı olmaktan çok, bir seçim bildirgesi oldu. Biz öyle algıladık. Bu programda, geçmişte yapılanlara aşırı övgüden, gelecekte yapılacakların büyük ölçüde unutulduğunu gördük" diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, hükümet programını okurken, "Hükümetimiz, medyanın bağımsızlığına önem vermektedir" dediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Medyaya bu kadar önem veren bir Başbakan, nasıl olurda, bir köşe yazarına, yazısını beğenmedi diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarmayı önerebilir?" diye sordu. Bir büyük gazetenin genel yayın yönetmeninin, "Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in açıklamalarını manşet yaptık ancak gazeteye müdahale edildi, manşet değiştirildi" şeklinde bir açıklaması olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "Medya özgürlüğünden söz eden bir hükümetin, bunları yapmış olması, bunlar açıklandığı halde kamuoyuna karşı sessiz kalınması, bir tutarlılık işareti midir? Biz bunlara inanacak mıyız?" sorularını yöneltti. Kılıçdaroğlu, AB Uyum Raporu’nda, "Gazetecilerin, sendikalaşma ve toplu sözleşme konularında karşılaştıkları zorluklar sürmektedir" ifadesinin yer aldığına dikkati çekerek, medyanın özgür olması için, hiçbir medya patronunun kamu ihalelerine girmemesini, ulusal haber yapan gazetecilere, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na üye olması zorunluluğu getirilmesini önerdi. Kılıçdaroğlu, böylece gerçek anlamda özgür medyanın olacağını ifade ederek, "Sayın Başbakan, bunların sözünü verecek mi?" dedi.

"5 DOLARLIK TAHSİLAT YAPILDI MI?"

Hükümet programında yer alıp, Erdoğan’ın okumadığı bölümde, "Yargının görevi hukuki denetim yapmaktır. Bunun yerine, yerindelik denetimi yapılması, yargının siyasallaşması anlamına gelir. Yargı görevini yaparken, bağımsız olduğu kadar tarafsız da olmalıdır" ifadelerinin yer aldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan’a soruyorum: Hangi yargı yerindelik denetimini, hangi kararla yaptı, Dubai kuleleriyle mi yoksa Oferle mi ilgili yaptı?" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, AB İlerleme Raporunda, "Yargının bağımsız, tarafsız ve etkin bir şekilde işlemesine engel olan unsurlar, mevcudiyetini korumaktadır" denildiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gönül ister ki Sayın Başbakan şunları söylesin: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) hiçbir bürokrat, siyasetçi girmeyecek, HSYK’nın ayrı sekretaryası ve bütçesi olacak, Adalat Bakanlığı müfettişleri, HSYK’ya bağlanacak. Yargıç kendi özgür güvencesine kavuşmuş olacak. Başbakan bunları söylerse, teşekkür ederiz."

"TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMDEN VERGİ ALINIRKEN..."

Kemal Kılıçdaroğlu, tüyü bitmemiş yetimden vergi alınırken, milyarlarca dolar faiz geliri elde edenlerin neden vergi vermediğini, bunun bir kapitülasyon olup olmadığını sordu.

Hükümet programında, ihracatın 97 milyar dolara çıktığının belirtildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, buna rağmen ithalatla ilgili bilgi verilmediğini öne sürdü.


DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, "Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açmadan, üniter devlet yapısı içinde, birlik, beraberlik ve kardeşliği esas alan bir anlayışla çözüm arıyoruz.

Yaşananların herkesin, hepimizin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket ediyoruz" dedi. Türk, "Sayın Baykal’ın da Sayın Erdoğan’ın da geçmişte adını koydukları Kürt sorunundan söz ediyorum. Genelkurmay aslında askeri olarak yapılacak her şeyin zaten yapıldığını, asıl görevin siyasilerde olduğunu defalarca tekrarladı. Ancak siyaseten gösterilen yetmezlikler ve cesaretten uzak yaklaşımlar nedeniyle maalesef ki bu sorundan kaynaklı acı sonuçlar yüzünden halen yüreklerimiz yanıyor, içimiz acımaya devam ediyor. Yeni hükümet programında bu konuya hiç değinilmemiş, sorunun adını ne koyarsak koyalım sadece güvenlik penceresinden bakılmış olması, partimizin bir grupla Mecliste temsil ediliyor olmasının da yarattığı fırsatın görmezden gelinmesi büyük bir talihsizlik olur." dedi.

TBMM Genel Kurulunda görüşülen 60. Hükümet Programı üzerinde DTP Grubu adına söz alan Türk, 23. Dönem Parlamentosunun barışa, özgürlüklere, demokrasiye ve toplumsal refaha katkı sağlaması temennisinde bulundu.

Düşünce zenginliği yaratılmadan gelişme, değişim ve dönüşümün olmayacağını belirten Türk, "Farklılıkların, çeşitliliğin bir arada yaşayabileceği bir kültürü geliştirmek, sağlıklı bir demokrasi tesis etmenin koşuludur. Karşılıklı sevgi ve saygı içinde hoşgörü, tolerans ve empati duygularımızı geliştirmek zorundayız. Biz buna hazırız" diye konuştu.

Sivil bir Anayasa yapma sözünün tutulmadığını, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırının genişletilmediğine dikkati çeken Türk, "60.

Hükümet Programında, AKP’nin 58 ve 59. hükümetlerin programına kıyasla, özellikle demokratikleşme ve sosyal politikalar alanındaki tespit, öngörü ve taahhütlerinden geri dönüş yaptığı görülmektedir. AKP Hükümeti, 60. Hükümet Programında iddia ettiği gibi ülkeyi kalkışa geçirmek yerine; yerinde saydırmaya adaydır. Renksiz, heyecansız, iddiasız, ülkenin temel sorunlarını görmezden gelen bu program ile ülkenin yönetilmesi kabul edilemez" diye konuştu.

"ÖZGÜRLÜKLERE DEĞİNİLME GEREĞİ DUYULMAMIŞ"-

Programda, başta TCK’nın 301. maddesi olmak üzere çeşitli yasalardaki düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyen maddelerin değiştirilmesine yönelik somut hiçbir öneri bulunmadığını iddia eden Türk, şöyle devam etti:

"Sorunlarımızı demokratik usuller çerçevesinde konuşarak çözmeyi beceremeyeceksek, farklı düşüncelere tahammülsüzlüğü yasal güvencelere bağlamayacaksak demokrasi adına diğer konuları konuşmanın zaten hiçbir anlamı kalmayacaktır. Hiçbir vatandaşın dini inançlarından ya da felsefik görüşlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulmadığı, horlanmadığı bir sistemi yaratmaya dönük anlayış, Hükümet Programında somut ifadelerle tarif edilmemiştir. İnançları gereği başörtüsü takan vatandaşlarımızın karşılaştığı insan hakları ihlallerinden tutalım da Alevi yurttaşlarımızın ya da gayrimüslim yurttaşlarımızın inanç özgürlüklerinin nasıl garanti altına alınacağına değinilme gereği dahi duyulmamıştır."

"ADALETE AYRILAN BÜTÇE ARTIRILMALIDIR"

DTP’li Türk, F tipi cezaevleri başta olmak üzere cezaevlerinde tecrit ve izolasyon uygulamalarının halen devam ettiğini ileri sürerek, "Cezaevlerinde isyanların yaşanmıyor olması, sorunların bittiği anlamına gelmez" dedi.

Bağımsız yargı için yeni adliye binalarının gerekliliğine dikkati çeken Türk, araç ve gereçlerin, teknolojik olanakların sağlanmasının yanı sıra bağımsız yargının vazgeçilmez koşulu olan "yargıç teminatını" ve "bağımsızlığını" sağlamanın gerektiğine dikkati çekti.

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Türk, adalete ayrılan bütçenin artırılması gerektiğini, eksik yargıç ve savcı kadrolarının tamamlanması, ihtiyaca göre yeni personel alınarak adliyelerin iş yükünün azaltılması gerektiğini söyledi.

"HERKESİN BİR ROLÜ VARDIR"-

Ahmet Türk, etnisiteye dayalı siyasetin halklar için getirdiği felaketi çok iyi anladıklarını; Kafkaslar’da, Ortadoğu’da yaşananların kendilerini cesurca düşünmeye sevk ettiğini söyledi.

Türk, şöyle devam etti:

"Irak’ta etnik kökeni aynı olan Sünni ve Şii Araplar arasında yüzyıla yayılan kan davasını, bugün Türkler ve Kürtler arasında etnik milliyetçiliği tahrik ederek, ayrımcılık uygulayarak, provokasyonlar yaratarak, bir çatışmaya dönüştürmek isteyen tehlikeli yaklaşımlar karşısında Meclisimiz tek vücut olmak zorundadır. Bu nedenle Irak’a yönelik dış politikamızda barış dilini geliştirmeliyiz. Ötekileştirici, düşmanlaştırıcı, yabancılaştırıcı tüm söylemler terk edilmeli, siyasetin dili şiddete yol açan ayrımcılıktan ve ırka dayalı milliyetçilikten arındırılmalıdır.

Çağdaş dünyada olduğu gibi çok kültürlü ve çok dilli bir toplumu bir arada tutabilecek yegane güvence anayasal demokratik vatandaşlıktır.

Egemenliği yeniden üreten alt-üst kimlik yaklaşımlarıyla etnik, dilsel ve dinsel vurgularla değil, özgür-eşit vatandaşlıkla tarif edilmiş, kurucu ve düzenleyici rolünün ortak etnik kimliğe değil, farklılıklara verildiği bir anayasanın oluşturulması önemli bir adım olacaktır."

"YAŞANANLAR, HEPİMİZİN ORTAK ACISI..."

Farklılıklar zenginlik olarak kabul edildiğinde, bunun yaşamda karşılığının bulunması gerektiğini, aksi halde demagoji ve yanıltmadan öte bir söylem olmayacağına ifade eden Türk, şöyle konuştu:

"Adını ne koyarsak koyalım, hepimizi ilgilendiren önemli bir sorunumuz var. Sayın Baykal’ın da Sayın Erdoğan’ın da geçmişte adını koydukları Kürt sorunundan söz ediyorum. Genelkurmay aslında askeri olarak yapılacak her şeyin zaten yapıldığını, asıl görevin siyasilerde olduğunu defalarca tekrarladı. Ancak siyaseten gösterilen yetmezlikler ve cesaretten uzak yaklaşımlar nedeniyle maalesef ki bu sorundan kaynaklı acı sonuçlar yüzünden halen yüreklerimiz yanıyor, içimiz acımaya devam ediyor. Yeni hükümet programında bu konuya hiç değinilmemiş, sorunun adını ne koyarsak koyalım sadece güvenlik penceresinden bakılmış olması, partimizin bir grupla Mecliste temsil ediliyor olmasının da yarattığı fırsatın görmezden gelinmesi büyük bir talihsizlik olur.

Türkiye’nin bütünlüğünü tartışmaya açmadan, üniter devlet yapısı içinde, birlik, beraberlik ve kardeşliği esas alan bir anlayışla çözüm arıyoruz.

Yaşananların herkesin, hepimizin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket ediyoruz. Ancak Hükümet, Doğu ve Güneydoğu’dan aldığı emanet oyların ne anlama geldiğini idrak edememiş gibi görünüyor, en azından mevcut Hükümet Programından bu açıkça anlaşılmaktadır."